BENliğine giden sevgi yolu

Bir öz-şefkat masalı: kendinden BENliğine giden sevgi yolu

Bir gün gelir hiç ihtiyaç duymadığınız kadar ihtiyacını hissedersiniz sıcak bir gülümsemenin… yumuşacık bir ses tonuyla ‘iyi görünmüyorsun sen, birşey mi oldu?’ diye soran şefkat dolu bir ifadenin…

Ama öyle ya, yalnız olduğunuz düşüncesiyle ağrı ve acı içindesinizdir…

Bedeninizin herhangi bir noktasından başlayan ağrının duygularınızla bütünleşip acıya dönüştüğü gerçeklik hissi sarar varlığınızı…

 

İşte o günlerden biriydi…

O gün yalnız olduğu düşüncelerindeydi ama aslında kendiyle beraberdi…

Karnındaki dayanılmaz ağrı sanki bütün benliğini sarmış, bedeninin her bir noktasında hissettiriyordu kendini.

Bir sonraki medikal desteğe kadar istediği tek şey belki de birçok insan gibi şefkatti…Hiç hissetmediği kadar hissetti o gün şefkatin eksikliğini, yüreğinin en derininde. Ama yalnızdı işte, ya da yalnız olduğu düşünceleri sarmıştı…

Karnı ağrıyordu, gözyaşlarına ‘ağla’ mesajını veren ağrımıydı yoksa bu ağrıya duyguyla eşlik eden acı mı?

Önce zavallı bir şekilde uzandı yatağına, hareket ettiğinde başı da eşlik ediyordu bedenindeki ağrıya.

Zihni çook eskilerden bir arkadaşının imgeleriyle doldu birden… Şefkatini bir an bile esirgemeyen, en kötü anında bir nefes kadar yakın, dakikalar içinde yanında biten… Ama yoktu işte… Sonra sözleri çalındı kulağına, bazen anne şefkatiyle sararken bazen yine anne eleştirileriyle sarsan…

-‘Ah sen yine kışa inat bu kıyafetle mi çıktın sokağa! E normal değilmi şimdi bu ağrılar! Ah ne zaman büyüyeceksin bilmiyorum ki!’ Ifadeler, dile geldikçe yumuşayarak devam ediyor, şefkatli sözlere dönüşüyordu…

-‘Neyse artık, olmuş olan, sıcak bir çay yapalım sana, içine zencefiller, zerdeçallar katalım şifa niyetine. Giy şu çorapları ayağına, önce ayaklarından başlayalım ısıtmaya, sen çayını içerken ben havlu ısıtayım karnına

Geçmişe dönük görüntü ve sözler daha da sarstı bedenini. Gözyaşları mesajı almış damlalarını bırakmıştı bile yanaklarına…

Derin bir nefes aldı sonra. Yalnız olduğu düşüncesi duygusunu daha da zorlaştırıyordu. Oysa kendiyleydi. Yani yıllar yılı en kadim dostu, kendi, içindeki çocuk… Onu doğduğu andan beri bir an olsun yalnız bırakmayan içindeki BENlik…

İçindeki çocuğu hatırlattı kendine ve içsel temas yolculuğuna duygularından başlayarak çıktı yola…

Sardı duygusunu. Yüreğinden alevlenen ve bedenini saran ‘özlem’ duygusuydu bu… içindeki çocuğu aradı merakla, bulduğunda başını önüne eğmiş ağlıyordu küçük bir kız çocuğu. Özlemişti çocuk. Gün bugündü, ancak o geçmişe ağlıyordu. Şefkatle sardı o küçük kızı, yüreğinde büyümüş özlem duygusunu da kabul ederek. İkisi için derin bir nefes daha aldı, verirken nefesini, an’a dönüp şefkatle sardı ruhunu…

Karnının orta yerine yerleşmiş ikinci beyin olduğu bilgisi geldi aklına. Yani aslında sadece sindirim işlevi bulunmayan, beyinden sonra en fazla nöronun bulunduğu yer olduğundan zihniyle nasıl ilişkili olduğunu hatırladı sonra. Şefkatini sunmaya oradan başlamaya karar verdi…

Silkinip kalktı yatağından önce, ütüyü alıp havluyu ısıttı. Yeniden uzandığında karnının üzerine nazikçe yerleşirdiği havlunun sıcaklığını hissetti. Yine arka plandan bir ses ‘kırk kere söyledim şu sıcak su torbalarından almanı, hepmi burnunun dikine gider insan!’ Hafifçe gülümsedi o sese, teşekkür etti ve şimdiki an’da olduğunu, mevcut durumda sıcak su torbasının olmadığını hatırlattı. Nazikçe yolcu etti eleştirel sesi…

Gözlerini kapatıp karnının içinde zihinsel bir yolculuğa çıktı. İncesiyle kalınıyla yaklaşık 8 metre uzunluğuyla, kıvrımlarıyla uzanan bağırsakları oradalardı. Gerilmiş, kaskatı olmuşlardı. Her bir kıvrımı nazikçe izledi önce. Belliki incinmişlerdi onlara gösterdiği ihmal karşısında. İçsel bir gülümseme gönderdi onlara. Gönüllerini aldı biraz. Af diledi ve herşeye rağmen onunla oldukları için şükretti. Elbette uyaracaklardı kendisini. Aslında bu, onların mesajlarını iletmelerinin bir yoluydu…

Aldığı her nefesle gevşeyip verdiği her nefesle rahatladıklarını fark ediyordu.

Sıcak bir çay yaptı sonra, yudumlamadan önce kokusunu çekti içine derince… tarçının tadını zencefilinkinden ayırt ederken birbirlerine karışıp bütünleşerek oluşan yeni lezzeti fark etti. Karanfillerden biri yaramazca dolaşıyordu ılık suyun içinde.. şeklini izledi bir süre… karanfil çiçeğindeki minyatür yapıyı ve kokunun tada karıştığı duyumsamayı hissetti derin bir nefesle… Aldığı her yuduman sonra gözleri kapalı, içtiği çayın gittiği yolu takip etti duyularıyla…

Bu, bedenine yönettiği şefkatti aslında… Yalnız olduğunu sandığı ama içsel temasıyla bütünleşerek kendine yönelttiği sevginin bir türüydü…

Gün o gündü!

Kendiyle barıştı, bedenine karıştı…

 

 

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir