Duyguların Korona ile İmtihanı

Bir sınavdan geçiyor insan.
Sınavın adı, korona.
İstersen ‘Covid19’ diyebilirsin, ne fark eder ki…

Sorular bilmediğin yerden çıkıyor nasılsa, ya da kontrol edemediğin yerden diyelim. Renk, dil, din sormadan, zengin, fakir ayırmadan herkese açık bu sınav. Kim daha çok izole edebilirse kendini o galip gelecek…

2019 yeni tip korona Virüsü .
Söylerken bile korkuyor değil mi insan…

Endişe dolu gözlerle karşılayıp, kaygılı sesiyle en kısa sürede tekrar görüşmemek üzere sözleşerek, zihninin başkösesine usulca bırakıyor.

İnsan korkuyor, kaygılı gözlerle takip ediyor gündemi, dört duvar arasında, her geçen gün daha çok korku ve panik durumunda, kiminin derisi soyuluyor el yıkamaktan, kiminin ruhu aşınıyor farkında olmadan, zihnimize işlenen endişeler, bedenimize kaygı olarak yerleşip, bizi tamamen savunmasız bırakıyor.

Oysaki şöyle bir arkamıza yaslanıp derin bir nefes aldıktan sonra düşünmeye başlayınca, aslında zaten hayatın risklerle dolu olduğu, her yanımızda ismini dahi koyamadığımız bilinmezliklerin, krizlerin, risklerin hayatımıza yönelmiş tehditlerle her an karşımızda duruyor olduğunu farketmemiz çok da zor değil.

Korona geldi de, ne değişti ki hayatımızda, bence sadece ismini biliyoruz şu anda. Düşman her an her yerden saldırıya gecebilir diye bekliyoruz. Ne deniyordu bunun adına. Paranoya, orda da birileri var, burda da birileri var,  halüsinasyon mu görür oldu ruhumuz, sabah akşam yatıp kalktığımız ve farkında olmadığımız şey aslında bu endişenin ta kendisi. Bir köşeye kısılmış gibi, bir kapana yakalanmak üzere. Farkında bile değil insan aslında coktan yayılmaya başlamış virüs ruhuna, çürütmeye başlamış içimizdeki güzellikleri, yaşama olan inancımız, kendimize duyduğumuz değer duygumuz sarsılmış, güvende hissetmiyor ve yüreğimizi teslim ediyoruz farkında olmadan.

Üzüntü, stres, kaygı, korku, hakim olmuş nefesimize. Umudumuza sarılmayı bırakıp, inançla çarpan yüreğimizin ritmini şaşırmışız. Nefes almaktan korkar olmuş ciğerlerimiz. Halbuki zaten o alınan nefes değil miydi hayatın ta kendisi. Gerek var mı kaygıyla, korkuyla yaşamaya. Sabah akşam her yerde konuşulan, her gece çetelesi tutulan, yine ve yeniden kaygılarımızı tazeliyor olan, endişelerimizi güncelleyip durduğumuz haberleri bir kenara bırakmak, kontrol edemeyeceğimiz şeylerle zihnimizi yormak yerine, elimizde olanlarla yapılandırmak zamanı.

Bir kahve yapmakla başlasak.

Kendimizle bir anlaşma yapsak, zihnimizi farklı şeylerle meşgul etsek .

Kendini bırakma, hayatın akışını sen belirle, yeni baştan, opsesyon boğar insanı, uzak dur. Düşünme, sosyal medyaya çok bakma, televizyonu kapat. Eline güzel bir kitap al okumaya başla, ya da resim çiz. Hiç olmadı bir manzara hayal et. Geçecek bu günler, iyi düşün, iyi hisset, iyi davran, umutla, inançla EVDE KAL. Ruhunu koru, bedenini güçlendir. Zihnini olumluya odakla, süzgeçten geçir. Karamsar düşünceleri at bir kenara. Zihnini kontrol et ki duygularına ışık olsun, duyguların bedenine, bedenin ruhuna ışık olsun, aydınlatsın varoluşunun dayanılmaz güzelliğini, nefes al ve yeniden hisset kendini, ilk nefesi alır gibi, ilk adımı atar gibi, ilk defa koklar gibi bir çiçeği, kendini yenile, bir kenara bırak korkuyu, kaygıyı hayata tutun yenibaştan sıkı sıkıya.

Gör bak güneşler açacak yakında.

#hayatevesığar #evdekal, #umutlakal

Uğur Tümer
Psikolojik Danışman
Antakya

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir