Monotonluk Beyni Küçültüyor!

Bir araştırma sonucu diyor ki, monoton yaşam beyni küçültüyor…

Hiç şaşırtıcı değil. 

Bir nöroloji uzmanı ya da nöropsikolog değilim ama son yıllarda üzerinde fazlaca eğildiğim psikoloji araştırmaları, zihin çalışmaları ve insan zihin ve davranışlarının beyinle ilişkisi bu araştırmayı yorumlayabilmeme izin veriyor. 

Evet, Almanya’ya ait kutup araştırmaları istasyonunda görev yapan, 4’ü kadın 5’i erkekten oluşan 9 kişilik bir grup bu araştırma için Antarktika’ya gidiyorlar. Burada 14 ay, yani bir yıldan fazla,  burada yaşıyorlar. 

Bu ne demek? 

Beynimiz uyarana bağlı bir organdır. Çevreden gelen uyaranlarla aktive olduğu için beynimiz sağlığını koruması için sürekli uyaran almalıdır. Önümüzden geçen bir araç, duyduğumuz ses, hoşa giden ya da gitmeyen kokular, temas eden rüzgar ya da güneş ısısı gibi. Bunlar beynimizin ön bölümünü uyararak arka bölümünde yorumlanır ve beynimiz uyarılır. Bu tür uyarılar beynimizin aktif olmasını da sağlar. 

Araştırmacıların 14 ay yaşadığı ortamı düşündüğümüzde, etrafta duyu organlarımızı hareketlendirecek, beynimizin aktive olmasını sağlayacak bir uyaran olmadığını görüyoruz. Yani hava durumu değişmiyor, trafik yok, insanlar yok, iletişim yok. Sadece buzullar, sadece beyaz ve mavi arasındaki renk geçişi. Soğuk bir hava ve siyah beyaz penguenler. Buradaki yaşantıyı düşündüğümüzde uyaranlar bir elin parmaklarını geçmeyecektir. Koşturmacadan yorulmuş ve soğuk havayı sevenler için cazip bir tatil fırsatı gibi görünse de uzun sureli olarak yaşam fonksiyonlarınızı etkileyecek bir durum. 

Benim aklıma araştırmanın katılımcıları olan 9 kişi geldi. Peki onların arasındaki iletişim nasıldı? Çünkü beynimizi iletişimden etkileniyor. İnsan sosyal bir canlıdır ve sosyal ilişki  kurmadan yaşayamaz. Sağlıklı beyin fonksiyonlarının oluşması için ilişki, iletişim kurmamız gereklidir. Bundandır ki uzmanlar beyin sağlığı için yalnızlık ve izolasyondan kaçınmamız gerektiğini söyler.  Yalnızlık sempatik sinir sisteminin sürekli aktive olması anlamına da gelir. Ne demek bu?

Bedenimizde beynimizle bağlantılı bir sinir sistemi vardır. Buna otonom sinir sistemi denir. Bu sistem sempatik ve parasempatik sistem olarak iki türde etki eden iki kısımdan oluşur. 

Sempatik sinir sistemi, vücudun tehlike anında, ki stres bunlardan biridir enerji tüketimini uyarır, örneğin kalp atışları hızlanır, nefesimiz hızlanır, tansiyon yükselir. 

Parasempatik sinir sistemi ise daha çok sükûnet ve dinlenme zamanında enerjinin depolanması ve yapılanması sürecini kontrol eder. Örneğin kalp hızı, yani nabız düşer. Salgı bezelerinin uyarılması ve sindirim sistemi kaslarının hareketi yavaşlar. 

Uzun sureli yalnızlık, sosyal izolasyon durumunda sempatik sistem aktivedir. Yani sürekli tetikte ve hayati tehlikemiz varmış gibi algılar beden. 

Bu nedenle 9 kişinin kendi aralarındaki iletişimlerine bakındım. Akşamları sıcak şarap partisi yapan, sohbet eden 9 kişi ise ne ala. Ama tabii izolasyon çalışıldığı için deney grubundan bu kısıtlanmıştı. 

Çalışmanın aslına ulaştım. New England Journal of Medicine dergisine kısa sureli üye olarak makaleyi edindim ve inceledim. 5 erkek 4 kadından oluşan bu ekip arasındaki iletişim de kısıtlı. Bu doğrultuda elbette iletişimde yok, temas yok üstelik 14 ay. Yani bir yılı aşkın bir süre. 

Araştırma bulgusuna erişmek için elbette katılımcılar henüz Antartika’da sakin ve beyaz yaşama ulaşmadan önce beyin yapısı ve fonksiyonlarının incelenmesi gerekir. Nitekim araştırma öncesi bu 9 kişinin beyin görüntüleri alınıyor. Farklı yöntemlerle beyin izlenerek, beyindeki bazı bölgelerin hacmi, bazılarınınsa yoğunluğu ölçülüyor. Peki araştırma bulgularına bakıldığında, öğrenme merkezi olan hipokampüste küçülme olduğu görülüyor. Hadi bakalım nedir hipokampüs. 

Beynimizin en önemli parçalarından biri. Uzun sureli hafızalamayı sağlayarak kaydettiği bu bilgilere ihtiyaç duyulduğunda bunu size veriyor. Yani bir yıl önce yaşantıladığınız bir deneyimi, o yılın sonunda bir uyaranla hatırladığınızda onu size getiriyor. Mesela geçen yıl tesadüfen yolda biriyle çarpıştığınızı farz edin  en romantik hikayelerin başlangıcıydı ya bir zamanlar. Kitaplarınız dağılmış, yağmur yağıyor kitaplarınız ıslanıyor… Aradan tam bir yıl geçmiş ve bu yaşantı tamamen unutulmuş.

O kişiyi yeniden gördüğünüzde, ya da benzer bir örnekle önünüzde yürüyen kişinin kitapları yerlere saçıldığında beyniniz bu bilgiyi hipokampüsten çeker ve size hatırlatır. Ön bölgeye getirir ve orada o anda yeniden yaşantılanır. Peki gelelim araştırmaya. 14 ay boyunca hipokampüsün kaydedeceği çok bir şey yok düşünün. Aynı yöne, aynı ritimle aynı paytak hareketlerle yürüyen penguenlerden başka. Beyin der ki: kullanmadığın zaman at. Yani hipokampüs yavaşça küçülmeye başlar. Çünkü kullanılmıyordur. Uyaran eksikliği vardır. Depolanacak yaşantı olmadığından hipokampüs kullanılmayan bir makine gibi olur ve körelir. İşleyen demir ışıldar, ışıldamayan ise körelir ya da paslanır. Hipokampüs ise küçülür.   

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir